18 Eylül 2016 Pazar

Blog korkularım #4 ~Rin'e özel çince yorum

Merhabaa!

Blog korkularıma malzemeler peşimi bırakmıyor, adeta "yaz beni yaz!" diyor. Ben de onları kıramıyorum, geçiyorum bilgisayarın başına.
Yalnız bu seferki cidden özellikle beni buldu bence. Nasıl lanetlendim ben de bilmiyorum.

Genelde blogda olan biteni(yeni yazıları, gelen yorumları) blogger anasayfasından öğrenirim.
Buradan öğrenmek hem daha zevkli oluyor hem de sıkıldığımda yapacak bir işim oluyor. Safariye gir, blogger'a tıkla, yorum gelmiş mi diye kontrol et, sayfadan çık.

Fakat BAZEN, çok nadir önce maillerimi kontrol etmeye karar veriyor ve maillerimin gelen kutusunu güncelliyorum. (Yorumların her biri mail olarak da geliyor)

Bu sefer de böyle oldu: Gelen kutusunu Güncelledim.

Birkaç gereksiz mailin yanına ek olarak yorum maili gelmişti. Sevindim .

Gelen yorum Rin'dendi. Yorum yapan kişi Rin ise orada durmak gerekirdi. Yorumu muhtemelen kısa olmalıydı, ama o da ne!!!!!!!??????

Yorum:

(Mesaj daha devam ediyordu ama ekran yetmedi yoksa bi bu kadar aşağı iniyordu. )
ANLAM VEREMEDİM. 

17 Eylül 2016 Cumartesi

Yaz hayallerimi rafa kaldırdım...

Geçenlerde 30 yaşına giren birinin kısacık bir yazısını okuyarak yaşının umutla umutsuzluk arasındaki o ince çizgiden nasıl da güzel sıyrıldığını gözlemledim.

Yazı, bana 30 yaşından sonra genç olmanın değil, genç ruhlu olmanın gerekli olduğunu, gençliğin tecrübelerinin bu yaşa kadar tamamlanması gerektiğini hatırlattı, bir nevi bu konuda uyardı. Korktum, ya olmak istediğim kimse olamazsam..?

Ne olmak istiyorum ki ben? Kim olmak istiyorum daha doğrusu? Kendim olmamın ne sorunu var? İnsanın kendisi olması şu dünyaya yetmiyor mu?

İşte burada şu dünya giriyor devreye. ŞU DÜNYA. Yalnızca şu dünya. Peki ya öteki?

Belki de asıl orada kendim olmalı, burada olmak istediğim ve olmam gereken olmalıydım.

Fakat maalesef ki bazen abartabiliyorum.

Kendimi bir anda Ahiretim ayağına Dünya'ya kazık çakarken buluyorum.

Her türlü güzelliği burada hayal ediyorum.
Bunlar da genelde gerçekleşmesi güç ama imkansız olmayan şeyler oluyor.
İmkan varsa umut da vardır.
Peki tüm imkanlar bir arada var mıdır?

Yani Endonezya'da okuyabilirim, biliyorum çok çalışırsam dilimi geliştir, ilgi duyduğum dili öğrenirsem gidebilirim.

Aynı şekilde Boğaziçi'de de okuyabilirim. Eğer son iki sene aşşırıı fazla çalışır, sınav esnasında kendimi kontrol edebilirsem Allah'ın izniyle o da olur.

Peki hem Boğaziçi'de hem Endonezya'da okuyabilir miyim?

Şimdi de şeytan fıslıyor, tabii ki okuyabilirsin birinde sabahçı birinde öğlenci, dankek 8kek.

Fakat hayat böyle değildir, karşına milyonlarca kapı çıkar. Hepsi birden açmak istediğin kapı değildir. Aynı yere de çıkmaz.

İşte benim hayallerim de böyle birbirinden alakasız şeyler oluyor.

Her birini aynı anda düşünüyorum, Bu tıpkı aynı anda dünyayı 2 kez turlamak, 3-5 dil birden konuşur hale gelmek, pek çok alanda dünyaca ünlü bir insanı olmak oluyor.

Fotoğrafa bayıldım.

12 Eylül 2016 Pazartesi

Hayırlı Bayramlaaar!

Bayramınız mübarek olsuuun! İlk defa blogger time line'ına böyle bir mesaj yazıyorum, Allah nice bayramlarda beraber mutlu olabilmeyi nasip etsin! Sevdiklerinizle beraber ciğer kokulu, kanlı dalaklı, karizmatik kalpli, 2 böbrekli bir sofra versin. Allah Gelen 283747 aramaya da gülücüklerle cevap vermenizi sağlayacak sabır versin, Harçlıklarınıza bereket gelsin, Amin!

(Bu yazı sonradan kendi kendini imha edecektir fakat geride bıraktığı gülücükler inşallah bayram boyunca ve sonrasında ciğer kokularıyla peşinizden gelecektir🐑🍗🍖🍗🍖🍗🐑)

Kardeşinin borçlarını bayram harçlığına el koyarak alan Tefeci Rana bildirdi.

9 Eylül 2016 Cuma

Biten dizilerin devamı: Yaşayan diziler.

Mutlu son uzatılırsa bayarmış. Başrolleri 32 diş sırıtırken görmek kalbe sağlık fakat beyne de sıkıntı verirmiş. 
Son zamanlarda bu gerçeği öğrendim. Okuduğum 3 romanda da kitabın yarısında başroller 3'leme (evli-mutlu- neredeyse çocuklu) hale büründüler. Durum belli olunca kitapları zirvede bıraktım. 

Belki de kitabın devamını getirecek yazara güvenim yoktur.
Belki de mutlu bir "son" görmek alışkanlık olmuştur, lakin bu bir son değildi neredeyse başlangıçtı. Belki de dizilerin sunduğu mutlu sonun devamını görmeye cesaretim yoktu, çünkü o hayatın bizdekinden farkı yoktu.

Gece gece düşündüm, neden mutlu sonların devamında gerçekleşen olaylara dayanamıyor, konuya tutunamıyordum? Bu benden mi kaynaklanıyordu? Muhtemelen hayır.
Yazarların acemiliği sanırsam. Fakat bu cevap yetmedi.

Düşündüm, Peki daha baştan kavuşan aşıkları anlatan bir dizi var mıdır?

Yani demem o ki, Kavuşamayan aşıkları kavuşturmak yerine aşık olup evlenmiş çiftlerin gündelik hayatları anlatılsa nasıl olurdu?

Ben nasıl olurdu biliyorum.
Çünkü bu konuda bir dizi izledim.
Aslında izliyorum, hala.
Ve aslında amacım burada bu diziyi tanıtmak.

Biliyor muydunuz? Aşkların sonlanıp sevgiye yol verdiği bir devir de bir diziye çok güzel konu olabilirmiş.

Aldatmaya, ilk aşka, gençliğe yer olmayan bir dünya, dizinizin dünyası olabilirmiş.

Neşe dolu çocukların, sadık çiftlerin, içli dışlı komşuluğun olduğu bir kadro dizinin tüm karakterlerini oluşturabilirmiş.

Bu saydıklarımın hepsi gündelik olayların konu olduğu Günlük dizimde.
Hayatta yaşayan, yaşanan dizilerden sizlere bir dizi önerim var:

Working mom parenting Dad!

6 Eylül 2016 Salı

Seviyor sevmiyor...seviyor. {Fangörllük mod:on}


Konuya girmekte her zaman zorlanmışımdır. Fakat bugün daha bir zorlu benim için. Çünkü ilk defa bodoslama değil de dolambaçlı bir giriş yaptım ve bu girişimi saklamadan size sundum. Şimdi de bir youtuber edasıyla: 
"I hope you enjoy" diyecek, ardından kendime bir" kuulluk yakışmıyor kroluğa geri dön" çağrısında bulunup Meryemcan edasıyla: 
"Umarım beğenirsiniiiz!" diyeceğim. Dedim bile. Allah Affetsin.

Öyleyse başlıyorum hem de Ya ve da ekiyle.

Ya ben siwon'u da sevdim, hala severim.


Hatta yıllar geçmesine rağmen bir elf*'le karşılaştığımda Siwon'un rollerinden girer Donghea'den çıkarım. (BU OLAY GEÇEN GÜN YAŞANDI)
Siwon'dan sevgimi esirgemem fakat belirtmeliyim ki:

Ben şu Shin Hyuk**'u, Tunayı sevdiğim kadar sevememiştim yaaa
Tıpkı She was pretty'i Seviyor Sevmiyor kadar sevemediğim gibi!

Belki de yalnış zaman ve mekanda tanışmıştık SWP'yle. Asıl Orjinali o olmasına rağmen bir şeyler engellemişti beni. Belki önyargılarım, belki internetim belki de çirkin ördek yavrusuna verilen onca hakkı kıskanmam dolayısıylaydı her şey.

(Hwang Jung Eum'dan hiç haz etmem. Mümkünse bir yerlerde tek başına yaşasın ekranlara dönmesin.) (Siz de mümkünse şu yazımı okuyarak SWPdeki HJE hakkındaki görüşlerimi okuyun. Ya da okumayın siz bilirsiniz :)

Fakat, türkleri severim. Başka yazılarımda da belirttiğim gibi son zamanlarda ülkemi daha farklı severim. Resmen daha bağımlığımlı, daha bir önyargısız ve en önemlisi de daha çok türk dizili hayat yaşıyorum.
Ya da kısaca "SEVİYOR SEVMİYOR'LU"

Bir Ramazan akşamı iftar açarken bilgisayardan diziyi de açmış, ablamın"Bu ne ya kore versyonundaki sahnelerin tıpatıp aynısı" deyip burun kıvırmalarına rağmen oturup izlemiştim.

Daha ilk bölümden o kadar da çok sevememiştim diziyi. Yani bizimki ilk görüşte aşk değildi. Zaten çakma olduğu için olamazdı da. Fakat yılmadan her hafta yeni bölümü canlı canlı veyahut da sonradan youtubedan izliyordum.


Aşırı bir fanı değildim. Maalesef ne zaman diziyi beğensem başrol erkek beni geriyor, ikinci karakter kızın ise rol yapışında bir kusur arıyordum. Tabii ikinci karakter erkeğe laf yok.


Sonra Dananın kuyruğunun koptu.

Kuyruğun kopması da kolay olmadı.

Yeni (5.)bölümün gelmesi için 1 ay bekledik, tam 1 AY.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...